16 Ocak 2009 Cuma

AYAZMA BİLGİLERİ

Ayazma’nın Genel Özellikleri
Küçükçekmece Belediyesi’ne bağlı bulunan Ayazma Mahallesi, İstanbul’un pek çok gecekondu bölgesi gibi, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden göç yoluyla yerleşen nüfusun yaşadığı, genellikle Bağcılar ve Küçükçekmece gibi iş alanlarına yakınlığı ve kiraların ucuz olması nedeniyle tercih edilen bir mahalledir. Mahallelilerin ekonomik ve sosyal yapıları da buna bağlı özellikler göstermektedir.

Küçükçekmece Belediyesi’nin yaptığı anketin sonuçlarını incelediğimizde, bölgede yaşayanların yalnızca %1’inin İstanbul doğumlu olduğunu, geri kalan nüfusun Doğu Anadolu başta olmak üzere diğer bölgelerden göç yoluyla Ayazma’ya geldiğini görüyoruz. Nüfusun yarıdan fazlası, 6-15 yıl arası bir süreden beri Ayazma’da yaşamakta ve buraya yakın bölgelerde çalışmaktadır.

Yine belediye verilerine göre, bölgede yaşayanların %75’i mal sahibiyken, %25’i kiracıdır. Burada belediye ve TOKİ eliyle gerçekleştirilen dönüşüm kapsamında, bazı kiracılar hak sahibi olarak görülmüşken, 18 tanesi hâlen yaşamını “çadır” diyebileceğimiz barakalarda sürdürmektedir.

Ayazma nüfusunun büyük çoğunluğu “yoksul” diyebileceğimiz insanlardan oluşmaktadır. Anket verilerine göre, hane reislerinin tamamı düzenli olarak aldıkları yiyecek, giyecek ve yakacak gibi yardımlarla geçinmek zorundadır.

Bölgedeki ev kiraları da bu yoksulluk halinin kaldırabileceği seviyelerde seyretmekte, nüfusun %37’si 100-150 YTL arasında kira ödemektedir. Buna karşılık 50 YTL’den az kira ödeyenlerin oranı %21’dir. Halkın %58’i, aylık gelirinin üçte birlik kısmını kiraya ödemektedir. Dolayısıyla, kira fiyatlarının İstanbul ortalamasına göre gayet düşük olduğu bu bölgede, insanların aylık gelirleri konusunda kafalarda bir fikir oluşmaktadır.

Mahallede nüfusun %23’ü özel sektörde işçi olarak çalışmaktadır. Bu kişilerin tamamına yakını Bağcılar ve Küçükçekmece’de çalışmakta, dolayısıyla işyerlerine yakın yerlerde ikâmet etmektedir. Mahallede işsizlik oranıysa %12’dir.

Bu kadar ağır ekonomik koşullarda yaşamını idame ettirmeye çalışan nüfusun %63’ünün herhangi bir sosyal güvenceye sahip olmaması ve %79,4 gibi büyük bir çoğunluğun ilkokul mezunu olmasıysa, nüfusun ne kadar büyük bir kısmının eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerden mahrum kaldığını kanıtlamaktadır.

Ayazma Mahallesi’ndeki evlerin yarısına yakını, 1993-98 yılları arasında inşa edilmiştir. Kat yüksekliklerine baktığımızdaysa, evlerin %86’sının tek katlıydı.

Evlerin tamamında elektrik şebekesi varken, suyu olan evlerin oranı %93’tür. Mahallede doğalgaz şebekesi bulunmadığından, tüm evler odun ve kömürle ısıtılmaktaydı.

Ayazma’nın genel değerlendirmesi

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, Ayazma’da yaşayanların içinde bulunduğu sosyal gerçekliğin, daha iyi yaşam standartlarını ve daha uygun ücretli, sosyal güvenlikli iş olanaklarını gerektirdiği tartışılmazdır. Burada yapılacak bir dönüşüm projesinde, öncelikli olarak insanların neden Ayazma’da ikâmet etmeyi tercih ediyor olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalı, dolayısıyla işyerlerinin konutlarına yakın olmasını arzu eden çalışan nüfusun bu isteği göz ardı edilmemelidir.

Bir diğer gerçekse, bölgede yaşayanların gelir durumlarıdır. Ayazma’da yaşayan halkın çoğunluğu 100-150 YTL arası aylık kira bedeli ödemekteyken, %21 gibi hiç azımsanmayacak bir kesim ise 50 YTL’nin altında kira ödemektedir. Buna bağlı olarak toplam gelirinin üçte birini kira ödemek için kullanan ailelerin varlığı, ekonomik durumu böylesine kötü olan bir bölgede yapılacak olan dönüşümün hangi ekonomik şartlar dâhilinde olması gerektiğini daha iyi gözler önüne sermektedir.

Nüfusun ¼’lük kesiminin kirada yaşadığı ve buna sebep olarak bölgedeki kira fiyatlarının düşüklüğünü gösterdiği bir yerde, Anayasa’da da Türkiye Devleti’nin başlıca niteliği olarak addedilen “Sosyal Devlet” ilkesi ve 156. ile 157. maddeleri gereğince, kiracıların hak sahibi olarak tanınmaması, aralarından tamamen keyfî nedenlerle seçilenlerin ev sahibi yapılırken, 18 ailenin çadırlarda yaşamaya mahkûm bırakılması, kabul edilemez bir durumdur.

( NOT:Bu veriler yıkımdan önce mahallenin durumunu göstermektedir.)

Gerçekleştirilen Yıkımlar

Büyükşehir Belediye Başkanlığı, TOKİ ve Küçükçekmece Belediyesi arasında, 13 Haziran 2004 günü yapılan protokol ve 20 Şubat 2006 günü imzalanan ek protokol gereğince, Ayazma ve Tepeüstü bölgelerinin “Kentsel Dönüşüm Alanı ilan edilmesi” öngörülmüştür.

Bölgenin “kentsel dönüşüm alanı” ilan edilmesinin ardından, Küçükçekmece, Ziya Gökalp Mahallesi, Ayazma Mevkiînde, hak sahipliği tespit çalışmaları 21 Temmuz 2005 tarihinde tamamlanmıştır.

Bu analiz çalışmasına göre, 334 kiracı, 1440 sayıda mülk sahibi olmak üzere hak sahibleri tespit edilmiştir.

Bu tespit çalışmalarının ardından, Temmuz 2006’ya kadar hak sahibiyle sözleşmeler imzalanmak koşuluya, bölgedeki konutların tahliyesine ve yıkımına Şubat 2007’de başlanmıştır. (Sözleşme ektedir)

Bölgede oturan tapusuz gecekondu sahipleri için 15 Eylül 2006 günü noter huzurunda TOKİ’nin Bezirgânbahçe’deki konutlarına yönelik bir kura gerçekleştirilmiştir. 18 şahıs ise, yine bu bölgede gecekonduda ikamet eden kiracılar olmalarına karşın, hak sahibi sayılmamışlar, konutları belediye tarafından yıkılmış ve yıkımların ertesinde evsiz kalmışlardır.

Yıkımların ardından, herhangi bir hak sahibi olmadığı iddia edilen 18 kişi, bulundukları bölgeye baraka ve çadırlar yapmak suretiyle hayatlarına devam etmişlerdir. Aynı zamanda, bu kuralarda hata olduğunu bildiren dilekçeler vermişler, ancak bu dilekçelere yönelik olumsuz yanıtlar almışlardır.

Bunlarla beraber, 30 Kasım 2007 günü, belediye ekiplerince buradaki çadır ve barakalar yıkılmıştır. Üstelik bu yıkım, sabaha karşı saat 4:00’te, içeriden herhangi bir eşyanın çıkarılmasına dahi izin verilmeden gerçekleştirilmiştir.

Bu ikinci yıkımla ilgili suç duyurusu yapılmış olup, henüz bu konuyla ilgili bir sonuca varılmamıştır.

TOKİ ve Belediyelerin, Ayazma’daki ev sahiplerine, kiracılarını evden çıkarmak koşuluyla hak sahibi olabilecekleri söylenmiş olduğu da, herkes tarafından bilinmektedir.

Hak Sahipliği

Anayasamızın giriş bölümünde Türkiye Cumhuriyeti’nin tanımı yapılırken “Türkiye Cumhuriyeti ……… sosyal hukuk devletidir.” denmektedir. Sosyal hukuk devleti olmanın birinci koşulu vatandaşlarının temel ihtiyaçlarının karşılanmasında devletin rol üstlenmesi, daha avantajsız olan vatandaşlarının sorunlarının çözümü için önlemler alınması iken bir diğer koşulu da hukukun keyfiyete bağlı olmadan uygulanmasıdır. Yasalar karşısındaki eşitliğin, kamu yönetiminin her türlü uygulamasında, din, dil, ırk, sınıf farkı gözetmeden tüm vatandaşlara yansıtılmasıdır.

Gene anayasamızın 56. maddesi her vatandaşın sağlıklı çevrede yaşama hakkını, 57. maddesi ise vatandaşların barınma hakkını güvenceye almaktadır. Birden çok yasa ise sağlıklı çevrede yaşama hakkının ve barınma hakkının sağlanması konusunda kamu yöneticilerine sorumluluk yüklemektedir.

Toplu konut İdaresi ise sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak asıl amacı kuruluş yasasında tanımlandığı gibi alt gelir grubu vatandaşlara konut üretmek ve ya konut üretimi sırasında uzun vadeli kredi sağlamakla görevlidir.

1967 tarihli 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 21. maddesi gecekondu alanlarında düzenleme yapılırken, bu alanlardaki konut sahiplerinin ve kiracıların barınma hakkının güvenceye alınmasını da hükme bağlamaktadır. Bu hükme göre gecekondu alanlarında düzenleme yapılırken, kiracı olarak orada yaşayan vatandaşların barındığı konutlar, ev sahiplerine sağlanan koşullarda konut tahsis edilmeden ya da iki yıl süreyle aynı çevrede eski konutlarında ödedikleri kira bedelleriyle kiralık konut bulunup, yerleştirilmeden evleri yıkılamaz.

Ayazma’da uygulanan projede ise anayasanın başlangıç bölümündeki sosyal hukuk devleti olma hükmünden başlayarak tüm kanunlar keyfi uygulamalara tabii tutulmuştur.

Bu uygulamalarda ekteki evraklarda görüleceği gibi belediye projenin ilk aşamasında kiracılar dahil bölgede yaşayan tüm vatandaşlara hak sahibi olacaklarına söz veren imzalı davet mektupları gönderilmiş, açılan irtibat bürolarına başvurmaları istenmiştir. Kamudan gelen bu davet üzerine vatandaşlar bahsedilen bürolara başvurmuşlardır. Ancak daha sonra yapılan hak sahipliği tahsislerinde kiracılar bu tahsislerin dışında tutulmuştur. Kiracılar tahsislerin dışında tutulmuştur ancak keyfi olarak içlerinden bazılarına da konut tahsisi yapılmıştır. 330 kiracıdan büyük çoğunluğuna ise konut tahsisi yapılamamıştır. Konut tahsisi yapılan kiracılar keyfi yöntemlerle seçilmiştir. Burada en hafifinden vatandaşlar arasında hukukun eşit uygulanması hükmü uygulanmamıştır. Bizlerin itirazı kiracı olduğu halde konut tahsisi yapılan kiracılara konut tahsis edilmesi değil tamamına tahsis edilmemesidir.

Aynı zamanda kiracılara konut tahsisi yapılmazken, bu kiracıların ev sahiplerine konut tahsisi yapılmıştır. Oysa TOKİ Kanununda alt gelir grubu konutların tahsisi için gereken koşullar, tahsis yapılacak kişinin ve ya 18 yaşından küçük çocuğunun ülkedeki herhangi bir kentsel alanda konutunun bulunmaması olarak belirlenmiştir. Bölgede konutunu kiraya verebilenlerin ise kendilerinin oturduğu başka konutların olduğu (olması gerektiği) açıktır. Bu konutlar aynı bölgedeyse de Bezirganbahçe’de yapılan konutlardan sadece 1 adet tahsis edilmesi gerekmektedir.

Oysa Bezirganbahçe konutlarında hak sahipliği keyfiyetle belirlenmiş, açıkça usulsüzlük yapılmış çeşitli yasal kılıfları da hazırlanmış birden çok konut tahsis edilen ailelerin varlığı açıktır. Tahsis edilen konutların bir kısmına kimse yerleşmemiş anında satışa çıkarılmıştır.

Sonuç olarak, Ayazma’da kentsel dönüşüm uygulanırken, belediye ve diğer kamu kurumları bölgede yaşayan vatandaşlara projenin başlangıç aşamasında verdiği sözleri ilerleyen aşamalarda tutmamışlar, Bezirganbahçe’de yapılan konutlarda hak sahipliğini keyfi yöntemlerle tespit etmişler, verdikleri sözleri tutmadıkları gibi vatandaşlar arasında eşit uygulama yapmamışlardır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder